Türkiye Cumhuriyeti

Oslo Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Anayasa Değişiklikleri , 14.09.2010

13 Eylül 2010

 Anayasa Paketi

 

 12 Eylül’de yapılan ve katılım oranı yüzde 77 olarak gerçekleşen referandum sonucunda, Anayasa paketi yüzde 58’lik oy oranıyla benimsenmiştir.

 

Hatırlanacağı üzere, Anayasa değişikliği paketi, 6 Mayıs 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada yeterli oy çokluğunun sağlanamaması üzerine (376 yerine 336) Anayasa gereği referanduma sunulmuştu.

 

Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısını değiştiren maddelerin anayasaya aykırılığı iddiası ve paketin tümünün iptali talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmekle birlikte, HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ne üye seçimi ile ilgili maddeler kısmen iptal edilmişti.

 

Anayasa paketinin 12 Eylül’de gerçekleştirilen referandumda onaylanması üzerine

·          Vatandaşlara yeni bazı haklar tanınmış

·          Mevcut anayasal hakların alanı genişletilmiş

·          Anayasal hakları koruyacak mekanizmalar getirilmiş

·          Hukuk devleti güçlendirilmiş

·          Anayasa Mahkemesi ve HSYK, demokratik dünyadaki emsallerine yaklaştıracak biçimde yeniden yapılandırılmış ve

·          Askeri yargının yetki alanı sınırlanmıştır.

 

Anayasa değişikliği paketinde yer alan düzenlemeler sayesinde birçok alanda temel hak ve özgürlükler genişletilmekte ve anayasal sistemimiz uluslararası yükümlülüklerimize uygun hale getirilmektedir. Yapılan değişiklikler, AİHM kararlarında işaret edilen bazı eksiklerimizin giderilmesine ve AK İnsan Hakları Komiseri, Venedik Komisyonu, AK Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu, AKPM Denetim Komisyonu, BM Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi, BM Irkçılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi ve diğer bazı uluslararası denetim mekanizmalarının yanı sıra Avrupa Birliği ilerleme raporları ve diğer vesilelerle ortaya konan bir dizi saptama ve tavsiyelerin yerine getirilmesine imkan vermiştir.

 

Bu çerçevede kaydedilen önemli ilerlemeler aşağıda özetlenmiştir:

 

Pozitif Ayrımcılık

Anayasa’nın “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. maddesine getirilen düzenleme ile kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi sosyal bakımdan korunması gereken kişilere yönelik pozitif ayrımcılığa Anayasal dayanak sağlanmaktadır. Anayasa’da pozitif ayrımcılık kuralına yer verilmesi, anayasal hakların güvencesini güçlendiren önemli bir yeniliktir.

 

Bu değişiklik ile öncelikle korunması gereken kişilere yönelik olarak yürütme tarafından alınacak özel tedbirlerin, “eşitlik ilkesine aykırı” olarak mütalâa edilmemesi Anayasal güvence altına alınmaktadır. Bu şekilde, Devletin, tüm toplum kesimleri arasında bir yandan eşitliği sağlamasının, diğer yandan da korunması gerekenleri korumaya yönelik özel tedbirler almasının yolu açılmaktadır.

 

Bu değişiklik, BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, BM Özürlü Kişilerin Hakları Sözleşmesi, Avrupa Gözden Geçirilmiş Sosyal Şartı ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2007 tarihli Cinsiyet Eşitliği Standartları ve Mekanizmaları konulu tavsiye kararı (CM/Rec(2007)17) başta olmak üzere, uluslararası insan hakları hukukunu düzenleyen temel sözleşmeler çerçevesinde üstlendiğimiz yükümlülüklerimizi daha iyi yerine getirebilmemize de olanak sağlayacaktır.

 

Bu değişiklik, kadın hakları konusunda AİHM’in Nahide Opuz kararının icrası kapsamında, bu tür ihlallerin önlenmesine yönelik genel önlemler bakımından katkı sağlayacaktır.

 

Kişisel Verilerin Korunması

Anayasa’nın “Özel Hayatın Gizliliği” başlıklı 20. maddesine getirilen değişiklik ile kişisel verilerin korunması hususuna Anayasal dayanak sağlanmaktadır. Bu şekilde, herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacaktır. Bu hak, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmesini de kapsayacaktır.

 

Özellikle bilişim alanında kaydedilen ilerlemeler kişisel verilerin korunması alanında ortaya çıkan güçlükler ve endişeleri daha da belirgin kılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi ve AİHM içtihadı (İngiltere aleyhine 4 Aralık 2008 tarihli Marper kararı) ışığında hazırlanan değişiklik, mevzuatımızın kişisel verilerin korunması alanındaki uluslararası standartlara uyumlu hale gelmesini sağlayacaktır.

 

İdare tarafından toplanan kişisel verilere ilgili kişilerin ulaşımının engellenmesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı yönünde AİHM kararları (Ahmet Dağtekin kararı) mevcut olup, bu değişiklik bu yönde önemli gelişme sağlayacaktır.

 

Çocuk Hakları

Anayasa’nın “Ailenin Korunması” başlıklı (bu başlık “Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları” olarak değiştirilmiştir) 41. maddesinde yapılan düzenleme ile taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve evrensel ilkeler çerçevesinde, çocuk haklarının korunması konusuna Anayasal dayanak sağlanmaktadır. Değişiklik ile, maddeye “çocuk hakları” eklenmiş olup, çocuklara “yeterli himaye ve bakımdan yararlanma” ile “ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme” hakkı tanınmıştır.

“Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin şemsiye haklarından biri olarak tanımlanan “çocuğun yüksek yararı” ilkesi ilk kez anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu kavram, idari ve yasal süreçler, yasama faaliyetleri ve siyasa oluşturmaya dönük çalışmalar da dahil olmak üzere çocuğu ilgilendiren her türlü kararda çocuğun haklarının korunmasını ve gerekli  hallerde çocuğa danışılmasını gerektirmektedir.

 

Devletin her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirler alma sorumluluğu anayasal dayanağa kavuşturulmaktadır. Böylece, taraf olduğumuz Çocuk Haklarına Dair BM Sözleşmesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ile diğer uluslararası belgelerde yer alan bazı haklar Anayasamızda içselleştirilmiştir.

 

Örgütlenme Özgürlüğü

Anayasa’nın “Sendika Kurma Hakkı” başlıklı 51. maddesi, “Toplu İş Sözleşmesi ve Toplu Sözleşme Hakkı” başlıklı 53. maddesi, “Grev Hakkı ve Lokavt” başlıklı 54. Maddesi ve “Kamu Hizmeti Görevlileri ile İlgili Hükümler” başlıklı 128. maddesinde yapılan düzenlemelerle sendika özgürlüğü iş kolu ile sınırlandırılırken, aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamayacağı hükmü kaldırılmakta; memur ve diğer kamu görevlilerine, emekli memurların da yararlanacağı biçimde, toplu sözleşme hakkı getirilmekte; grev ve lokavt hakkına getirilen gereksiz sınırlamalar kaldırılmakta; kamu hizmeti görevlilerine mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümlerinin saklı olduğunun hükme bağlanması gibi düzenlemelerle örgütlenme özgürlüğü ve özellikle sendikal hakların alanı ve kapsamı genişletilmektedir.

 

Anayasa’nın “Sendika kurma hakkı” başlıklı 51. maddesinde yer alan ve aynı zamanda aynı işyerinde birden fazla sendikaya üye olunmasını yasaklayan hüküm yürürlükten kaldırılmış, “sendika çokluğu” ilkesinin hayata geçirilmesinin önü açılmıştır. Sendika özgürlüğünü iş kolu ile sınırlayan ve aynı zamanda aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunmasını engelleyen Anayasa hükmünün değiştirilmesiyle Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Sendikalaşma Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşmesi’ne (87 no.lu Sözleşme) aykırılık da ortadan kaldırılmış bulunmaktadır.

 

Bu değişikliklerle özellikle 53. maddenin, toplu görüşmeye ilişkin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış olup maddeye eklenen hükümle memurlara ve diğer kamu görevlilerine, usul ve esasları yasal düzenlemeyle garanti altına alınacak olan toplu sözleşme hakkı tanınmıştır. Böylece, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına İlişkin Sözleşmesi’ne (98 no.lu Sözleşme) aykırı hükümler de ortadan kaldırılmıştır.

 

Memurlar ve diğer kamu görevlilerine 53. maddeyle tanınan toplu sözleşme hakkının sonuçlarından yararlanmayı garanti altına almak amacıyla Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına getirilen değişiklik ile memurların ve diğer kamu görevlilerinin özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi kuralına ek olarak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümlerinin saklı kalması garanti altına alınmıştır.

 

Anayasa’nın “Grev ve lokavt” başlıklı 54. maddesinde yer alan ve sendikanın, grev esnasında greve katılan işçilerin grev uygulanan işyerinde sebep oldukları zarardan sorumlu olmasını düzenleyen üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. 54. maddenin yedinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla da siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar ortadan kaldırılmaktadır. Bu sayede grev hakkının kullanılmasına ilişkin önemli bir sınırlama kaldırılmaktadır. Böylece çağdaş demokratik toplumlarda öngörülen evrensel ilkeler temelinde çalışma hayatında hak arama imkânları artırılarak sivil toplumun güçlenmesi yönünde önemli bir adım daha atılmış olmaktadır.

 

Bu çerçevede getirilen değişiklikler, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Sendikalaşma Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin ve Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına İlişkin sözleşmeleri ile Avrupa Konseyi Gözden Geçirilmiş Sosyal Şartı çerçevesinde hazırlanmıştır.

 

Bunların yanı sıra, AİHM’in ülkemize ilişkin 2008 ve 2009’da verdiği kararlar (Demir ve Baykara kararı ile Enerji Yapı Yol Sen kararı) sendikalaşma ve toplu sözleşme hakkının yaygın kullanımının teminat alınmasını öngörmekte olup, mevcut değişiklikle sözkonusu kararların uygulanmasında önemli ilerleme kaydedilmektedir.

 

Seyahat Özgürlüğü

Yerleşme ve Seyahat Özgürlüğü başlıklı Anayasa’nın 23. Maddesinde yapılan değişiklik ile “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, yalnızca vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir” hükmü, sınırlama nedeni daraltılarak, “ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Böylece vatandaşlık ödevi nedeniyle yurtdışına çıkma yasağı kaldırılarak seyahat özgürlüğü genişletilmiştir. Seyahat özgürlüğü konusunda sınırlama uygulanabilmesinin hâkim kararına bağlı hale getirilmesi bir diğer olumlu gelişme olup, özgürlüğü koruyucu ve keyfi sınırlamaları önlemeye yöneliktir.

 

Bilgi Edinme Hakkı

Anayasa’nın 74. maddesine getirilen değişiklikle bilgi edinme hakkı ilk kez açıkça Anayasal hak olarak tanımlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nce (md. 19) tanınan ve korunan bir hak böylece anayasal dayanak kazanmış olmaktadır.

 

Ombudsmanlık Kurumu

Anayasa’nın Dilekçe Hakkı başlıklı (bu başlık “Dilekçe hakkı, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” şeklinde değiştirilmiştir) 74. maddesinde yapılan düzenleme, Kamu Denetçiliği sistemine Anayasal dayanak sağlamaktadır. Geçmişte ombudsmanlık kurumu oluşturulmasına ilişkin girişimlerin akim kalmasına neden olan Anayasa’ya aykırılık sorunu böylece giderilmiş olmaktadır.

 

TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulması öngörülen “Kamu Denetçiliği Kurumu” idarenin işleyişi ile ilgili şikâyetleri inceleyerek, insan haklarının korunmasına daha etkin hukuki ve idari çerçeve sağlayacaktır. İdarenin eylem ve işlemlerinin iyi idare ve hukuka uygunluk bakımından yargı dışı bağımsız denetime tabi tutulmasına imkan verilmektedir.

 

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı tanınması ile birlikte düşünüldüğünde, bireyle Devlet arasındaki sorunların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmeden çözümlenebilmesi için ek araç sağlayacaktır.

 

Yapılan değişiklik, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “Kamu Denetçiliği Kurumu”na ilişkin 23 Eylül 1985 tarihli kararı (R(85)13) ile de uyumludur.

 

Ülkemizde ombudsmanlık kurumu oluşturulması hususu, 2004’te Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ndeki denetim sürecinden çıkarılmamız sırasında önümüze konan tavsiyeler arasında da yer almaktaydı. Böylece sözkonusu yükümlülüğümüzün yerine getirilmesi yönünde önemli bir adım atılmış olmaktadır.

 

Siyasi Partiler

Anayasa’nın 84. Maddesine getirilen değişiklikle seçme ve seçilme hakkı pekiştirilmektedir. Sözkonusu madde, bir siyasi partinin kapatılmasına, eylem ve sözleriyle sebep olan milletvekillerinin, milletvekilliği statülerinin düşmesini öngörmekteydi. AİHM içtihadına da (Örnek: Sadak vd kararı) aykırı olan bu hüküm değiştirilerek, siyasi partilerin kapatılmasının hukuki sonuçlarından biri ilga edilmektedir. Böylece, vatandaşların seçme ve seçilme hürriyetleri daha kuvvetli şekilde garanti altına alınmaktadır.

 

YAŞ Kararlarının Yargısal Denetimi

Anayasa’nın “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinde yapılan değişiklik ile Yüksek Askeri Şura'nın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolunun açık olduğu düzenlemesi getirilmiştir.

 

Bu düzenleme ile AİHM içtihadının da ötesine geçilerek, etkili başvuru hakkı sağlanmakta; yargı denetimine kapalı tutulan alanlar azaltılmakta ve yargı denetiminin erişimi genişletilmektedir. Bu maddeye ilişkin değişiklikte, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetiminin yerindelik denetimi şeklinde olamayacağı vurgulanmıştır. Bu düzenleme ile yargı yerlerince yerindelik denetiminin yapılamayacağının açıkça belirtilmiş olması hukuk devletinin temel unsurlarından olan kuvvetler ayrılığının vurgulanması bakımından önem arz etmektedir.

 

Disiplin Kararlarının Yargı Denetimi

Anayasa'nın 129. maddesine getirilen değişiklik sayesinde, memurlar ve diğer kamu görevlileri verilen disiplin kararları yargı denetimi kapsamına alınmış, istisnalar ortadan kaldırılmıştır. Böylece, tüm disiplin tedbirlerinin meşruluğunun denetlenmesi sağlanmaktadır. Bu Anayasa değişikliği, hukuk devleti ilkesinin gereği olarak ve etkili başvuru hakkının temini bakımından önemlidir.

 

Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Hakkı

Anayasa’nın 148. maddesine getirilen değişiklikle, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamına girenler için Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı getirilmektedir. İç hukukumuzdaki olağan kanun yollarının tüketilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının getirilmesi Anayasa paketindeki en önemli değişikliklerden birisidir.

 

Avrupa ülkelerinde bu alanda yeknesak bir uygulamadan söz etmek mümkün değildir. Bununla birlikte, başta birçok AB ülkesi olmak üzere çeşitli gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar dikkate alınarak sağlanan bu hak, insan hakları ihlalleri için son çare olarak görülen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulmadan önce ortaya çıkan olası haksızlıkları düzeltmek için Devlet’e bir şans daha verirken, vatandaşların da haklarını arayabilecekleri bir mekanizma daha yaratmaktadır.

 

Venedik Komisyonu’nun bizzat Anayasa Mahkemesi’nin talebi üzerine hazırladığı görüşler (CDL-AD(2004)024 & 034) çerçevesinde düzenlenen bu yeni mekanizma, uluslararası standartlara uygundur.

 

Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu, Üyeliği

Anayasa'nın, Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşuna, üyeliğin sona ermesine, görev ve yetkileri ile çalışma ve yargılama usulüne ilişkin 146, 147, 148 ve 149. maddelerindeki değişiklikler, Yargı Reformu Stratejisinin hedefleri, özellikle de yargının etkin ve tarafsız işlemesinin güçlendirilmesi bakımından önem arz etmektedir.

 

Bu değişikliklerle Anayasa Mahkemesi’nin oluşumu, üye seçimi ve çalışma usulleri, başta AB ülkeleri olmak üzere çeşitli ülkelerdeki uygulamalar ışığında ve ülkemiz ihtiyaçlarına uygun şekilde geliştirilmektedir.

 

Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ve seçim yöntemi değiştirilmekte, üye sayısı artırılmaktadır. Bunun yanında TBMM’ye Anayasa Mahkemesi’ne üye seçebilme imkanı tanınmaktadır. Üyelerin mensup olduğu kesimlerin çeşitlendirilmesi, tecrübe ve niteliklerinin artması, üye seçiminde yasama organının da rol sahibi olması ve üyeliğin belirli bir süre ile sınırlandırılması sağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nde özellikle adalet mekanizmasının farklı unsurları ile toplumun farklı kesimlerinin temsili güçlendirilmiştir.

 

Gerçekleştirilen değişiklik, Venedik Komisyonu’nun “Anayasa Mahkemelerinin Yapılanması” başlıklı Aralık 1997 tarihli görüşüyle ((CDL-STD(1997)020) uyumludur.

 

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Anayasa’nın “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” (HSYK) başlıklı 159. maddesinde yapılan düzenleme ile HSYK’nın oluşumu, Kurulun çalışma usul ve esaslarının düzenlenmesi ile Adalet Bakanlığı’na ait hakim ve savcıların denetlenmesi yetkisinin HSYK’ya devredilmektedir.

 

Yargının etkin ve verimli işleyişi, bağımsızlığının ve hâkimlik teminatının güçlendirilmesi bakımından HSYK’nın yapısı daha geniş tabanlı bir katılıma imkan sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmektedir. HSYK üyelerinin geldiği kaynaklar çeşitlendirilmekte; yargının tümünü temsil edecek geniş tabanlı ve daha etkin işleyiş ve denetim mekanizması oluşturulmaktadır. Kurulun asil üyelerinin, görevleri süresince kanunda belirlenenler dışında başka görev alamayacakları da düzenlenmekte ve böylece Kurul üyelerinin kararlarını alırken tam bağımsız olmaları amaçlanmaktadır. Anayasa değişikliği ile Kurul Genel Sekreterliği kurulmakta olup, Kurul’un Adalet Bakanlığı’nı sekretarya olarak kullanması nedeniyle hâkimlerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını zedeleyici bir uygulama olduğu yönündeki eleştiriler bertaraf edilmiştir.

 

Hakim ve Savcıların Denetimi

Anayasa’nın “Hâkim ve Savcıların Denetimi” başlıklı (bu başlık “Adalet Hizmetlerinin Denetimi” olarak değiştirilmiştir) 144. maddesi ile hâkim ve savcılar hakkındaki denetim ile inceleme ve soruşturma işlemlerinin Kurul müfettişleri tarafından yapılması; yargısal faaliyet dışında kalan icra, noter, cezaevi gibi mercilerin denetlenmesi ile savcıların tamamen idari nitelikteki iş ve işlemlerinin denetiminin ise Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak görev yapan adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler eliyle yapılması sağlanmaktadır.

 

Böylece, halen Adalet Bakanlığı’na ait olan hâkim ve savcıların denetlenmesi yetkisi Kurul’a devredilmekte; bağımsızlık ve teminat bakımından aşama kaydedilmekte, kuvvetler ayrılığı ilkesi pekiştirilmektedir. Yine, Kurul’un meslekten çıkarma konusundaki kararlarına karşı yargı denetimi getirilmekte ve diğer kararları için de etkili bir iç itiraz mekanizması öngörülmektedir.

 

Askeri Yargı

Anayasa’nın askeri yargıya ilişkin 145 ve 156. maddelerine getirilen değişikliklerle askeri yargının görev alanı yeniden düzenlenmektedir. Bu çerçevede askeri yargının görev alanının askeri suçların yargılanmasıyla sınırlandırılmakta; Devlet’in güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların adliye mahkemelerinde görüleceği hükme bağlanmakta; asker olmayan kişilerin yani sivillerin, savaş hali dışında, askeri mahkemelerde yargılanamayacağı Anayasal güvence altına alınmaktadır.

 

Geçici 15'inci madde

12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi'nde görev alanların yargılanmasını önleyen Anayasa'nın geçici 15'inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

İlgili Dosyalar :

- a3iohhimwimmanbaixdx1555Değişen Maddeler-Karşılaştırmalı Olarak.